17 Kasım 2012 Cumartesi

Soğan

 

İnsanoğlu soğan gibidir yeşerdiği dönemlerin dışında bir şeye benzemez, o bir şeye benzemeyen insansa kat kattır, dıştan içi saklı tuttuklarıyla o yeşilin giziyle yaşayan bir parçası vardır ve insan her seferinde bir diğerinde o gize aşık olur ama soğan bu o giz ya tatlı çıkar ya acı marifet acıyı da tatlıyıda yaratan sen olmamakta.

Soğanın hep acısı mı denk gelir...

23 Ağustos 2012 Perşembe

Bir Ocak Son Buluşluğu

İnsanoğlu topraktan geldi, toprağa gider. Derler ki, gerçekten de öyledir. Her bedenin kaçamayacağı kaderidir toprak olmak. İnsanın toprak olması için ölmesi gerekir; ya insan ölmezse?

       Uzun süredir bekliyorum onu. Bilmiyorum gelecek mi, bilmiyorum hatırlıyor mu beni? Kaç zaman oldu unutmuş mudur beni? Yıllar önce bir gün geleceği için şans dilediğimde "nasıl söz o?" demişti. Sanki geleceğimde yer almayacak gibi konuşuyorsun." demişti ve " ben senin geleceğimde yer almanı istiyorum, yok bundan sonra böyle konuşmalar." diyecek kadar cesurdu. Gelecek geldi ben gelecekteydim ya, o gelecek miydi? Çok beklemiştim ve her bekleyişim meyve vermeye duran bir ağaç ağırlığında son bulmuştu ama ne beklemekten ne de, her bekleyiş sonunda mutlulukla karşılamaktan bıkmamıştım. Ama bugün gelmedi. Dün, önceki gün... Bilmem ne zamandır gelmezdi. Gelecek miydi bilmezdim ama beklerdim. Ve geldi... Bu gözleri her görüşümde nedendir bilmem hala kaplar içimi bir heyecan.

     O gözleri... Bir zamanlar kısacık olan uzamış saçları... Aradan zaman geçti geçmesine ama onun yüzü hala aynı, yaşlanmamış hala o günkü gibi. Ama neden, neden ağlıyor her gelişinde? Anladım kaybettin beni ama bulduğuna sevinmez misin be kadın! Buldun işte, daha ne istersin! Ağlama! Bilirsin sen üzüldükçe ben de üzülürüm. Üzülme düşmesin gözlerinden o boncuklar.Yine geldi. Geldi, o gün bugün. Mutluyum, bugün gelecek biliyorum, gelmezse olmaz biliyorum.

    Kilo mu almış ne biraz ya da aklıma gelen şey mi? Hamile mi yoksa? Sorulmaz ki öyle de hamile misin diye. Neyse ne canım. Zamanı gelince öğreniriz, karnı burnuna gelince de saklayacak değil ya... "Hayırlı olsun, doğurmuşsun. Hiç de söylemedin. Keşke çocuğu buralara kadar perişan etmeseydin. Yo, yo... Kızgın değilim. Neden kızgın olayım? Tabi en doğal hakkın ama söylemedin ya, kırılmadım da değil. Desemiydim acaba? Neyse yine geldi ya, yine unutmadı ya beni bu mutluluk kaç kırgınlık kaldırmaz ki benden.

    Bu bayramlar, ahh bu bayramlar... Bunlarda olmasa senede bir iki gün anca göreceğim seni. Yoksa ne geleceğin var ne soracağın... Hani hasretlik zor da, bu kadar da zor olmasaydı. Sana, en azından sesine... O çocuk büyüdü gitti ama sen yaşlanmadın. Bu kadar yıl geçti, ne unuttun beni, ne de yaşlandın. Belki o hep söylediğin bir iki kırışıklık ama onlar da düşsün artık.Ağlama artık, dur yeter! Bari bu sefer ağlama, yeter! Bugün doğum günüm. Yıllardır ağladın, bu günde bari bu sefer ağlama yeter.

     Gelirdi, iki eli kanda olsa gelirdi bugün ama gelmedi. Neden gelmedi bugün? Çok önemli işi vardı herhalde ya da hasta mıydı acaba? Beklerim, yine beklerim geleceği günü. Elbet gelecek ya bir gün, yine beklerim ben onu...

       Tutsaydım eğer ellerini bırakır mıydın acaba yine beni?
İlk yazım tarihi: 20 Ocak 2012 Cuma, 00:04

S

Her şeyde o kadar çok sen varsın ki, sende, sana olan düşüncelerimde... Hayatımın her anında sen varsın. Denizde bir balığın suya sarılmış dünyasısın benim için ve sana olan muhtaçlığım hayatta kalmamın tek şartı.

      Cümlelerim, adımlarım, düşüncelerim hep seninle. Hayat seninle başlıyor adeta. Bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu duygular sende gizli hatta sen. Sana muhtaç hayatta eli sonuna kadar açıkbirisin. Kim senden ne isterse vermişsin; mutluluğu da mutsuzluğu da... Sevmeyi vermişsin mesela, saygıyı ya da ana avrat sövercesine sözleri vermişsin. Ama hiç düşünmeden sadece dünyanın dönüşünün bir gerekliliği gibi. Sana her bakışımda seni bir başka görüyorum.Bazen dizlerinin üzerinde aşkını ilan eden birisi oluyorsun, bazen dünyanın en seçkin ödüllerinden birini veren oluyorsun. Hayatın açtığı her kapının arkasında gizlisin sen sende. O kadar gizlisin ki, kapı sen olmuşsun. Kapıyı açtıkça sana yaklaşıp senden uzaklaşamayan yeni bir dünya kurmuşsun. Benim dünyamda ben olup başkalarının ağzından dökülmüşsün. Bazen o kadar güzel olmuşsun ki, aşkı kıskandırıp aşkı sana olan nefreti yine sen olmuşsun. Aşktan güzel olup, her yere yayılan olmuşsun. Bazen ana kucağına saklanmış dünyaya merhaba diyen bir bebeği yaşatan güç olmuşsun. Kimi zaman ateşin önüne atladığında "yeter ki" dedirten olmuşsun. Sozsuzluğa giden dünyada bazen en seçkini sen olmuşsun; sen en seçkini seçen olmuşsun. Seçildikçe seçkinleştiren olmuşsun. Hayat senle başlamış sevgi olmuşsun, dünya sen olmuşsun. Sen dünyayı sevmişsin, dünya seni seçmiş, saygı olmuşsun, saygı duyulan olmuşsun. Dünya seni seçmiş, ağza alınmayacak küfür olmuşsun. Ama baştan sona sen olmuşsun. Sen sevgiydin, saygıydın, sövdüğüm küfürdün ama sendin, sizdin. Hepsinden önce sana ihtiyaç duyardım.

     Seni severdim, seni senle senin için seninle severdim.

     Haaa! bir de seni seviyorum.
İlk yazım tarihi: 22 Kasım 2011 Salı, 23:29

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Gidemeyişlerim

Her kavgadan sonra kapıyı çarpıp ceketimi alıp sadece gitmek istediğim ve sadece ceketime sarılıp bir damla yaşla yerimde kaldığım günlerim.
     Bir yanım git dedi git sen yeterki git dedi diğer yanım gideceksinde ne olacak dedi o yine ellerin olacak sen yine uzaklarda olacaksın.Gitme dedi nasıl olsa gitsende gitmesende o seni görmeyecek sen gitme yorma kendini o seni görmesin diye.O nasıl olsa seni görmeyecek dedi.
     O dedi ben dinledim ve her dinleyişim bir damla yaş oldu ıslanan yine benim ceketim di.Dinleyişlerim bazen o kadar uzun sürdüki kendimi unuttum onu unuttum, susadım, acıktım ama kalkıp bir an olsun gitmedim dinleyişim dinlenişim kendime neler söylediğim bitmesin diye.Her gitmek isteyişimde daha çok dinledim ve dinledikçe o daha çok anlattı o anllattı ben dinledim.
     Ayaklarım gideyim diye değil artık gitmeyeyim de dinleyeyim diye götürür olmuştu beni benim yanıma.Sözlerim küpünü çatlatan bir sirkeydi sırf dinlemem için mazaretim olsun diye konuşur olmuştum.Küpü her çatladığında biraz daha azalan ama azaldıkça keskinleşmek için yeni sebepler bulan gitmek istemeyip gitmek için bahaneler arayan.Her seferinden kendinden biraz daha kaçıp kendine biraz daha yakınlaşan.Her uyanışında kendine lanet edip kendine gülümseyen sırf kendini yanlız hissetmek için kendine küsüp kendini kendine anlatıp yanlızlığı bile berecemeyen.Her beceremediği işten sonra olduğu gibi yine gitmek isteyen.Her gidişine bir sebep arayıp hiç bir sebeple gidemeyen ve sadece seni düşünmemek için kendine gitmemeyi düşündürten biri olmuşum ben.

    Yeter artık git.Ya da sen kal ben giderim.
İlk yazım tarihi: 12 Şubat 2011 Cumartesi, 00:57

Bir Bardak Su

Doktorum stresle mücadele etmem için elimde suyla dolaşmamı ve her sinirlendiğimde biraz su içip, ondan sonra kararlar alıp, harekete geçmemin daha iyi olacağını söyledi. Bende artık bir bardak suyla geziyorum.

   Doktorum "yanına su al" dedi ama bu su işi beni komik durumlara sokar oldu. Biraz eskilerden kalan birisiyim galiba. Şişeden ya da plastik bardaktan su içemiyorum. İlla yanımda cam bardak olacak. Cam bardak bu cepte de taşınmaz ki. Ben de mecburen elimde cam bir bardakla gezer, yaşar oldum. Yanımda bardakla gezmemi aslında doktorum istedi düşünme zamanını elde etmeme yardım ediyor. Önce çantamdan şişeyi çıkartıyorum. Elimdeki bardağı biraz suyla çalkalayıp, ondan sonra su koyup içiyorum. Yani tam da doktorumun istediği gibi olayı hazmedip ondan sonra yaşıyorum. Ama işler her zaman da bu kadar olumlu ilerlemiyor. Öyle haberler öyle kararlarla karşılaşıyorum ki, artık bir silahın patlaması gerektiğine olan inancım biraz daha artıyor. Hedefim belli, suçu belli, karar belli. Tek gereken gez-göz-arpacık ve karar. Kararı vermemek için kendimi çok zorluyorum. Arpacık karşımda duruyor görüyorum. Namlu bana bakıyor, her hareketimi takip eden bir göz gibi beni izliyor. O göz beni hiç yalnız bırakmıyor, izliyor, terliyor. Teri silaha damlıyor, kabzadan akarak eline geliyor. Görüyorum ama o beni izlemeye devam ediyor. Eli titriyor, yoruluyor ama pes etmiyor. Hep benim kararımı bekliyor. "Vur" dersem, vuracak ve bu iş bitecek. Şişeyi çantamdan çıkartıyorum, bardağıma biraz su koyuyorum. Bardağımı çalkalayıp temizledikten sonra tekrar su koyuyorum, içiyorum ve bardağı her masaya koyuşumda elime her seferinde biraz daha derin işleyen barağın şeklini görüyorum. Her seferinde biraz daha derine doğru detaylanıyor. Sabrediyorum. Son gün gelecek, biliyorum. Sabrediyorum, bitsin istiyorum ama sonu gelmeyecek biliyorum, bitiremiyorum. Ve o gün geldi…

    Elim kanıyor kan benim kanım benim bedenimden akıyor hissediyorum. Elim kanlı ama bardağım hala sağlam ve masada. Göğsümden akan ılık bir şeyler var, içimden sıcak bir şeyler hissediyorum. Ve artık beni izlemeyen bir göz gidiyor, görüyorum.
İlk yazım tarihi: 26 Nisan 2011 Salı, 22:21

NESRîN


Güllerin içinden canım koşarak koşarak…

    Kırmızı,beyaz,pembe…güller güzel görünen ama sahte güller.Plastik saksılarda,topraksız, güneşsiz ve en çok da sevgisiz büyüyen büyütülen güller.Sattığı gül güzel koksun diye çiçekçisine parfüm sıktıran güller.Ve bu güller ölürler her şeyden herkesten önce bir tek  temsil ettikleri sevgiden önce ÖLÜRLER…

   Soluk renkli biraz çirkin biraz ürkek bir çekingen en çok da yabani güller.Kimsesiz yalnız yetişen toprakla iç içe güneşin altında soğuğun içinde karlar altında yetişen yaşayan yaşadıkça yıpranan yıprandıkça güzelleşen en çok da yıprandığı için güzel olan güller yaban gülleri. 
İlk yazım tarihi: 25 Aralık 2010 Cumartesi, 00:34

Benimdi Hani

Ben normal değilim memleketteki demir madeninden olsa gerek mıknatıs gibiyim kolay birleşir zor ayrılırım.Çok sevdim çok şeyler sevdim.İnsanı sevdim hayvanları sevdim doğayı sevdim yaşadığım yeri sevdim.Ama çok da ihanete uğradım çok ca terk edildim yanlız kaldım.Acı verdi her giden veya geride bırakılan emziğinden ayrılmış bir bebek gibiydim çoğunda ne yapacağını bilmeyen ağlamay çalışan ama emziği geri verilmeyecek olan.Bir keresinde bir okul u sevdim okul bitti ben gittim,bir keresinde bir ağacı sevdim ağacı kurudu ben bakakaldım.

Bir gelin gördüm evinnden ayrılan çiçek gördüm köşesinden kaldırılan hep boynu bükük geriye dönük iç geçiren ve sadece ahh çeken insanlar gördüm.İlk kez taşındığımda 7 yaşındaydım evimden ayrıldım başka bir eve gittim ve keşke gitmeseydim dedim.Yeni evimi sevdim onla yaşadım o benim oldu ama ben yine gittim yine arkamda kaldı yine ben bakakaldım.Büyüdüm üniversiteli oldum bin km gittim memleketimdem yeni bir şehire ve memleketimden uzağa bu yeni şehir 4 yıl allacak benden belkide daha fazlasını burayada alışacağım burayıda seveceğim belki ama ayrılacağım yine ben sadece geriye bakacağım çünkü hayat ilerlerken geride kalanlar olacak hayat beni hep bir adım daha atmaya bir adım daha uzaklaşmaya mecbur kılıyor.
İlk yazım tarihi: 18 Haziran 2010 Cuma, 00:39