İnsanoğlu topraktan geldi, toprağa gider. Derler ki, gerçekten
de öyledir. Her bedenin kaçamayacağı kaderidir toprak olmak. İnsanın
toprak olması için ölmesi gerekir; ya insan ölmezse?
Uzun süredir bekliyorum onu. Bilmiyorum gelecek mi, bilmiyorum
hatırlıyor mu beni? Kaç zaman oldu unutmuş mudur beni? Yıllar önce bir
gün geleceği için şans dilediğimde "nasıl söz o?" demişti. Sanki
geleceğimde yer almayacak gibi konuşuyorsun." demişti ve " ben senin
geleceğimde yer almanı istiyorum, yok bundan sonra böyle konuşmalar."
diyecek kadar cesurdu. Gelecek geldi ben gelecekteydim ya, o gelecek
miydi? Çok beklemiştim ve her bekleyişim meyve vermeye duran bir ağaç
ağırlığında son bulmuştu ama ne beklemekten ne de, her bekleyiş sonunda
mutlulukla karşılamaktan bıkmamıştım. Ama bugün gelmedi. Dün, önceki
gün... Bilmem ne zamandır gelmezdi. Gelecek miydi bilmezdim ama
beklerdim. Ve geldi... Bu gözleri her görüşümde nedendir bilmem hala
kaplar içimi bir heyecan.
O gözleri... Bir zamanlar
kısacık olan uzamış saçları... Aradan zaman geçti geçmesine ama onun
yüzü hala aynı, yaşlanmamış hala o günkü gibi. Ama neden, neden ağlıyor
her gelişinde? Anladım kaybettin beni ama bulduğuna sevinmez misin be
kadın! Buldun işte, daha ne istersin! Ağlama! Bilirsin sen üzüldükçe
ben de üzülürüm. Üzülme düşmesin gözlerinden o boncuklar.Yine geldi.
Geldi, o gün bugün. Mutluyum, bugün gelecek biliyorum, gelmezse olmaz
biliyorum.
Kilo mu almış ne biraz ya da aklıma gelen
şey mi? Hamile mi yoksa? Sorulmaz ki öyle de hamile misin diye. Neyse
ne canım. Zamanı gelince öğreniriz, karnı burnuna gelince de saklayacak
değil ya... "Hayırlı olsun, doğurmuşsun. Hiç de söylemedin. Keşke
çocuğu buralara kadar perişan etmeseydin. Yo, yo... Kızgın değilim.
Neden kızgın olayım? Tabi en doğal hakkın ama söylemedin ya, kırılmadım
da değil. Desemiydim acaba? Neyse yine geldi ya, yine unutmadı ya beni
bu mutluluk kaç kırgınlık kaldırmaz ki benden.
Bu
bayramlar, ahh bu bayramlar... Bunlarda olmasa senede bir iki gün anca
göreceğim seni. Yoksa ne geleceğin var ne soracağın... Hani hasretlik
zor da, bu kadar da zor olmasaydı. Sana, en azından sesine... O çocuk
büyüdü gitti ama sen yaşlanmadın. Bu kadar yıl geçti, ne unuttun beni,
ne de yaşlandın. Belki o hep söylediğin bir iki kırışıklık ama onlar da
düşsün artık.Ağlama artık, dur yeter! Bari bu sefer ağlama, yeter!
Bugün doğum günüm. Yıllardır ağladın, bu günde bari bu sefer ağlama
yeter.
Gelirdi, iki eli kanda olsa gelirdi bugün ama
gelmedi. Neden gelmedi bugün? Çok önemli işi vardı herhalde ya da hasta
mıydı acaba? Beklerim, yine beklerim geleceği günü. Elbet gelecek ya
bir gün, yine beklerim ben onu...
Tutsaydım eğer ellerini bırakır mıydın acaba yine beni?
İlk yazım tarihi: 20 Ocak 2012 Cuma, 00:04
23 Ağustos 2012 Perşembe
S
Her şeyde o kadar çok sen varsın ki, sende, sana olan
düşüncelerimde... Hayatımın her anında sen varsın. Denizde bir balığın
suya sarılmış dünyasısın benim için ve sana olan muhtaçlığım hayatta
kalmamın tek şartı.
Cümlelerim, adımlarım, düşüncelerim hep seninle. Hayat seninle başlıyor adeta. Bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu duygular sende gizli hatta sen. Sana muhtaç hayatta eli sonuna kadar açıkbirisin. Kim senden ne isterse vermişsin; mutluluğu da mutsuzluğu da... Sevmeyi vermişsin mesela, saygıyı ya da ana avrat sövercesine sözleri vermişsin. Ama hiç düşünmeden sadece dünyanın dönüşünün bir gerekliliği gibi. Sana her bakışımda seni bir başka görüyorum.Bazen dizlerinin üzerinde aşkını ilan eden birisi oluyorsun, bazen dünyanın en seçkin ödüllerinden birini veren oluyorsun. Hayatın açtığı her kapının arkasında gizlisin sen sende. O kadar gizlisin ki, kapı sen olmuşsun. Kapıyı açtıkça sana yaklaşıp senden uzaklaşamayan yeni bir dünya kurmuşsun. Benim dünyamda ben olup başkalarının ağzından dökülmüşsün. Bazen o kadar güzel olmuşsun ki, aşkı kıskandırıp aşkı sana olan nefreti yine sen olmuşsun. Aşktan güzel olup, her yere yayılan olmuşsun. Bazen ana kucağına saklanmış dünyaya merhaba diyen bir bebeği yaşatan güç olmuşsun. Kimi zaman ateşin önüne atladığında "yeter ki" dedirten olmuşsun. Sozsuzluğa giden dünyada bazen en seçkini sen olmuşsun; sen en seçkini seçen olmuşsun. Seçildikçe seçkinleştiren olmuşsun. Hayat senle başlamış sevgi olmuşsun, dünya sen olmuşsun. Sen dünyayı sevmişsin, dünya seni seçmiş, saygı olmuşsun, saygı duyulan olmuşsun. Dünya seni seçmiş, ağza alınmayacak küfür olmuşsun. Ama baştan sona sen olmuşsun. Sen sevgiydin, saygıydın, sövdüğüm küfürdün ama sendin, sizdin. Hepsinden önce sana ihtiyaç duyardım.
Seni severdim, seni senle senin için seninle severdim.
Haaa! bir de seni seviyorum.
İlk yazım tarihi: 22 Kasım 2011 Salı, 23:29
Cümlelerim, adımlarım, düşüncelerim hep seninle. Hayat seninle başlıyor adeta. Bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu duygular sende gizli hatta sen. Sana muhtaç hayatta eli sonuna kadar açıkbirisin. Kim senden ne isterse vermişsin; mutluluğu da mutsuzluğu da... Sevmeyi vermişsin mesela, saygıyı ya da ana avrat sövercesine sözleri vermişsin. Ama hiç düşünmeden sadece dünyanın dönüşünün bir gerekliliği gibi. Sana her bakışımda seni bir başka görüyorum.Bazen dizlerinin üzerinde aşkını ilan eden birisi oluyorsun, bazen dünyanın en seçkin ödüllerinden birini veren oluyorsun. Hayatın açtığı her kapının arkasında gizlisin sen sende. O kadar gizlisin ki, kapı sen olmuşsun. Kapıyı açtıkça sana yaklaşıp senden uzaklaşamayan yeni bir dünya kurmuşsun. Benim dünyamda ben olup başkalarının ağzından dökülmüşsün. Bazen o kadar güzel olmuşsun ki, aşkı kıskandırıp aşkı sana olan nefreti yine sen olmuşsun. Aşktan güzel olup, her yere yayılan olmuşsun. Bazen ana kucağına saklanmış dünyaya merhaba diyen bir bebeği yaşatan güç olmuşsun. Kimi zaman ateşin önüne atladığında "yeter ki" dedirten olmuşsun. Sozsuzluğa giden dünyada bazen en seçkini sen olmuşsun; sen en seçkini seçen olmuşsun. Seçildikçe seçkinleştiren olmuşsun. Hayat senle başlamış sevgi olmuşsun, dünya sen olmuşsun. Sen dünyayı sevmişsin, dünya seni seçmiş, saygı olmuşsun, saygı duyulan olmuşsun. Dünya seni seçmiş, ağza alınmayacak küfür olmuşsun. Ama baştan sona sen olmuşsun. Sen sevgiydin, saygıydın, sövdüğüm küfürdün ama sendin, sizdin. Hepsinden önce sana ihtiyaç duyardım.
Seni severdim, seni senle senin için seninle severdim.
Haaa! bir de seni seviyorum.
İlk yazım tarihi: 22 Kasım 2011 Salı, 23:29
22 Ağustos 2012 Çarşamba
Gidemeyişlerim
Her kavgadan sonra kapıyı çarpıp ceketimi alıp sadece gitmek
istediğim ve sadece ceketime sarılıp bir damla yaşla yerimde kaldığım
günlerim.
Bir yanım git dedi git sen yeterki git dedi diğer yanım gideceksinde ne olacak dedi o yine ellerin olacak sen yine uzaklarda olacaksın.Gitme dedi nasıl olsa gitsende gitmesende o seni görmeyecek sen gitme yorma kendini o seni görmesin diye.O nasıl olsa seni görmeyecek dedi.
O dedi ben dinledim ve her dinleyişim bir damla yaş oldu ıslanan yine benim ceketim di.Dinleyişlerim bazen o kadar uzun sürdüki kendimi unuttum onu unuttum, susadım, acıktım ama kalkıp bir an olsun gitmedim dinleyişim dinlenişim kendime neler söylediğim bitmesin diye.Her gitmek isteyişimde daha çok dinledim ve dinledikçe o daha çok anlattı o anllattı ben dinledim.
Ayaklarım gideyim diye değil artık gitmeyeyim de dinleyeyim diye götürür olmuştu beni benim yanıma.Sözlerim küpünü çatlatan bir sirkeydi sırf dinlemem için mazaretim olsun diye konuşur olmuştum.Küpü her çatladığında biraz daha azalan ama azaldıkça keskinleşmek için yeni sebepler bulan gitmek istemeyip gitmek için bahaneler arayan.Her seferinden kendinden biraz daha kaçıp kendine biraz daha yakınlaşan.Her uyanışında kendine lanet edip kendine gülümseyen sırf kendini yanlız hissetmek için kendine küsüp kendini kendine anlatıp yanlızlığı bile berecemeyen.Her beceremediği işten sonra olduğu gibi yine gitmek isteyen.Her gidişine bir sebep arayıp hiç bir sebeple gidemeyen ve sadece seni düşünmemek için kendine gitmemeyi düşündürten biri olmuşum ben.
Yeter artık git.Ya da sen kal ben giderim.
İlk yazım tarihi: 12 Şubat 2011 Cumartesi, 00:57
Bir yanım git dedi git sen yeterki git dedi diğer yanım gideceksinde ne olacak dedi o yine ellerin olacak sen yine uzaklarda olacaksın.Gitme dedi nasıl olsa gitsende gitmesende o seni görmeyecek sen gitme yorma kendini o seni görmesin diye.O nasıl olsa seni görmeyecek dedi.
O dedi ben dinledim ve her dinleyişim bir damla yaş oldu ıslanan yine benim ceketim di.Dinleyişlerim bazen o kadar uzun sürdüki kendimi unuttum onu unuttum, susadım, acıktım ama kalkıp bir an olsun gitmedim dinleyişim dinlenişim kendime neler söylediğim bitmesin diye.Her gitmek isteyişimde daha çok dinledim ve dinledikçe o daha çok anlattı o anllattı ben dinledim.
Ayaklarım gideyim diye değil artık gitmeyeyim de dinleyeyim diye götürür olmuştu beni benim yanıma.Sözlerim küpünü çatlatan bir sirkeydi sırf dinlemem için mazaretim olsun diye konuşur olmuştum.Küpü her çatladığında biraz daha azalan ama azaldıkça keskinleşmek için yeni sebepler bulan gitmek istemeyip gitmek için bahaneler arayan.Her seferinden kendinden biraz daha kaçıp kendine biraz daha yakınlaşan.Her uyanışında kendine lanet edip kendine gülümseyen sırf kendini yanlız hissetmek için kendine küsüp kendini kendine anlatıp yanlızlığı bile berecemeyen.Her beceremediği işten sonra olduğu gibi yine gitmek isteyen.Her gidişine bir sebep arayıp hiç bir sebeple gidemeyen ve sadece seni düşünmemek için kendine gitmemeyi düşündürten biri olmuşum ben.
Yeter artık git.Ya da sen kal ben giderim.
İlk yazım tarihi: 12 Şubat 2011 Cumartesi, 00:57
Bir Bardak Su
Doktorum stresle mücadele etmem için elimde suyla dolaşmamı ve
her sinirlendiğimde biraz su içip, ondan sonra kararlar alıp, harekete
geçmemin daha iyi olacağını söyledi. Bende artık bir bardak suyla
geziyorum.
Doktorum "yanına su al" dedi ama bu su işi beni komik durumlara sokar oldu. Biraz eskilerden kalan birisiyim galiba. Şişeden ya da plastik bardaktan su içemiyorum. İlla yanımda cam bardak olacak. Cam bardak bu cepte de taşınmaz ki. Ben de mecburen elimde cam bir bardakla gezer, yaşar oldum. Yanımda bardakla gezmemi aslında doktorum istedi düşünme zamanını elde etmeme yardım ediyor. Önce çantamdan şişeyi çıkartıyorum. Elimdeki bardağı biraz suyla çalkalayıp, ondan sonra su koyup içiyorum. Yani tam da doktorumun istediği gibi olayı hazmedip ondan sonra yaşıyorum. Ama işler her zaman da bu kadar olumlu ilerlemiyor. Öyle haberler öyle kararlarla karşılaşıyorum ki, artık bir silahın patlaması gerektiğine olan inancım biraz daha artıyor. Hedefim belli, suçu belli, karar belli. Tek gereken gez-göz-arpacık ve karar. Kararı vermemek için kendimi çok zorluyorum. Arpacık karşımda duruyor görüyorum. Namlu bana bakıyor, her hareketimi takip eden bir göz gibi beni izliyor. O göz beni hiç yalnız bırakmıyor, izliyor, terliyor. Teri silaha damlıyor, kabzadan akarak eline geliyor. Görüyorum ama o beni izlemeye devam ediyor. Eli titriyor, yoruluyor ama pes etmiyor. Hep benim kararımı bekliyor. "Vur" dersem, vuracak ve bu iş bitecek. Şişeyi çantamdan çıkartıyorum, bardağıma biraz su koyuyorum. Bardağımı çalkalayıp temizledikten sonra tekrar su koyuyorum, içiyorum ve bardağı her masaya koyuşumda elime her seferinde biraz daha derin işleyen barağın şeklini görüyorum. Her seferinde biraz daha derine doğru detaylanıyor. Sabrediyorum. Son gün gelecek, biliyorum. Sabrediyorum, bitsin istiyorum ama sonu gelmeyecek biliyorum, bitiremiyorum. Ve o gün geldi…
Elim kanıyor kan benim kanım benim bedenimden akıyor hissediyorum. Elim kanlı ama bardağım hala sağlam ve masada. Göğsümden akan ılık bir şeyler var, içimden sıcak bir şeyler hissediyorum. Ve artık beni izlemeyen bir göz gidiyor, görüyorum.
İlk yazım tarihi: 26 Nisan 2011 Salı, 22:21
Doktorum "yanına su al" dedi ama bu su işi beni komik durumlara sokar oldu. Biraz eskilerden kalan birisiyim galiba. Şişeden ya da plastik bardaktan su içemiyorum. İlla yanımda cam bardak olacak. Cam bardak bu cepte de taşınmaz ki. Ben de mecburen elimde cam bir bardakla gezer, yaşar oldum. Yanımda bardakla gezmemi aslında doktorum istedi düşünme zamanını elde etmeme yardım ediyor. Önce çantamdan şişeyi çıkartıyorum. Elimdeki bardağı biraz suyla çalkalayıp, ondan sonra su koyup içiyorum. Yani tam da doktorumun istediği gibi olayı hazmedip ondan sonra yaşıyorum. Ama işler her zaman da bu kadar olumlu ilerlemiyor. Öyle haberler öyle kararlarla karşılaşıyorum ki, artık bir silahın patlaması gerektiğine olan inancım biraz daha artıyor. Hedefim belli, suçu belli, karar belli. Tek gereken gez-göz-arpacık ve karar. Kararı vermemek için kendimi çok zorluyorum. Arpacık karşımda duruyor görüyorum. Namlu bana bakıyor, her hareketimi takip eden bir göz gibi beni izliyor. O göz beni hiç yalnız bırakmıyor, izliyor, terliyor. Teri silaha damlıyor, kabzadan akarak eline geliyor. Görüyorum ama o beni izlemeye devam ediyor. Eli titriyor, yoruluyor ama pes etmiyor. Hep benim kararımı bekliyor. "Vur" dersem, vuracak ve bu iş bitecek. Şişeyi çantamdan çıkartıyorum, bardağıma biraz su koyuyorum. Bardağımı çalkalayıp temizledikten sonra tekrar su koyuyorum, içiyorum ve bardağı her masaya koyuşumda elime her seferinde biraz daha derin işleyen barağın şeklini görüyorum. Her seferinde biraz daha derine doğru detaylanıyor. Sabrediyorum. Son gün gelecek, biliyorum. Sabrediyorum, bitsin istiyorum ama sonu gelmeyecek biliyorum, bitiremiyorum. Ve o gün geldi…
Elim kanıyor kan benim kanım benim bedenimden akıyor hissediyorum. Elim kanlı ama bardağım hala sağlam ve masada. Göğsümden akan ılık bir şeyler var, içimden sıcak bir şeyler hissediyorum. Ve artık beni izlemeyen bir göz gidiyor, görüyorum.
İlk yazım tarihi: 26 Nisan 2011 Salı, 22:21
NESRîN
Güllerin içinden canım koşarak koşarak…
Kırmızı,beyaz,pembe…güller güzel görünen ama sahte güller.Plastik saksılarda,topraksız, güneşsiz ve en çok da sevgisiz büyüyen büyütülen güller.Sattığı gül güzel koksun diye çiçekçisine parfüm sıktıran güller.Ve bu güller ölürler her şeyden herkesten önce bir tek temsil ettikleri sevgiden önce ÖLÜRLER…
Soluk renkli biraz çirkin biraz ürkek bir çekingen en çok da yabani güller.Kimsesiz yalnız yetişen toprakla iç içe güneşin altında soğuğun içinde karlar altında yetişen yaşayan yaşadıkça yıpranan yıprandıkça güzelleşen en çok da yıprandığı için güzel olan güller yaban gülleri.
İlk yazım tarihi: 25 Aralık 2010 Cumartesi, 00:34
Benimdi Hani
Ben normal değilim memleketteki demir madeninden olsa gerek
mıknatıs gibiyim kolay birleşir zor ayrılırım.Çok sevdim çok şeyler
sevdim.İnsanı sevdim hayvanları sevdim doğayı sevdim yaşadığım yeri
sevdim.Ama çok da ihanete uğradım çok ca terk edildim yanlız kaldım.Acı
verdi her giden veya geride bırakılan emziğinden ayrılmış bir bebek
gibiydim çoğunda ne yapacağını bilmeyen ağlamay çalışan ama emziği geri
verilmeyecek olan.Bir keresinde bir okul u sevdim okul bitti ben
gittim,bir keresinde bir ağacı sevdim ağacı kurudu ben bakakaldım.
Bir gelin gördüm evinnden ayrılan çiçek gördüm köşesinden kaldırılan hep boynu bükük geriye dönük iç geçiren ve sadece ahh çeken insanlar gördüm.İlk kez taşındığımda 7 yaşındaydım evimden ayrıldım başka bir eve gittim ve keşke gitmeseydim dedim.Yeni evimi sevdim onla yaşadım o benim oldu ama ben yine gittim yine arkamda kaldı yine ben bakakaldım.Büyüdüm üniversiteli oldum bin km gittim memleketimdem yeni bir şehire ve memleketimden uzağa bu yeni şehir 4 yıl allacak benden belkide daha fazlasını burayada alışacağım burayıda seveceğim belki ama ayrılacağım yine ben sadece geriye bakacağım çünkü hayat ilerlerken geride kalanlar olacak hayat beni hep bir adım daha atmaya bir adım daha uzaklaşmaya mecbur kılıyor.
İlk yazım tarihi: 18 Haziran 2010 Cuma, 00:39
Bir gelin gördüm evinnden ayrılan çiçek gördüm köşesinden kaldırılan hep boynu bükük geriye dönük iç geçiren ve sadece ahh çeken insanlar gördüm.İlk kez taşındığımda 7 yaşındaydım evimden ayrıldım başka bir eve gittim ve keşke gitmeseydim dedim.Yeni evimi sevdim onla yaşadım o benim oldu ama ben yine gittim yine arkamda kaldı yine ben bakakaldım.Büyüdüm üniversiteli oldum bin km gittim memleketimdem yeni bir şehire ve memleketimden uzağa bu yeni şehir 4 yıl allacak benden belkide daha fazlasını burayada alışacağım burayıda seveceğim belki ama ayrılacağım yine ben sadece geriye bakacağım çünkü hayat ilerlerken geride kalanlar olacak hayat beni hep bir adım daha atmaya bir adım daha uzaklaşmaya mecbur kılıyor.
İlk yazım tarihi: 18 Haziran 2010 Cuma, 00:39
HIRSIZ
Neden bana bu şekilde bakıyor bu adam?Hiç anlamıyorum dedem de babama hep böyle bakmıştı yüzü gülsede gözleri hep aynı bakıyordu hep hırsız gibi bkıyordu bu adam da bana aynı hırsızmışım gibi bakıyor.
O mutlu günün üzerinden 3 ay geçti bugün oğlumuz olacağını eşimde öğrenecek tabi öncelikli olan sağlıklı olması ama hissediyorum oğlumuz olacak.İnanamıyorum ya inanamıyorum bir kızımız olacak sağlıklı olsunda kız olsun önemli olan.Eh ilk isteyene vereceğim onsekizine girdikten sonra zaten çok da önemli değil kız olması.
Birazdan kızımı ilk kez kucaklayacağım sabırsızlıkla bekliyorum bakalım neye benziyormuş.Bu bu nasıl bir güzellik inanmıyorum o minacık burnu mini mini elleri ufacık ağzı ve sanki bana "baba beni bırakma diyen gözleri" onca zaman nasıl düşünebildim hemen evlendirebilceğimi nasıl ayrılacağımı aklım almıyor.Böyle bir güzelliği nasıl olur da bırakırım,veririm ellere olmaz olamaz müsade edemem bunlara henüz çok küçük deselerde aldım ben kararımı ben hayattayken kimseye vermem kızımı vermem!!!Kızım bugün ilk kez "baba" dedi önce anne demesi benim için hiç problem değil benim güzel yavrum bana "baba" dedi ya gerisi önemli değil.Kızımdan en çok duymak istediğim sözdü bu birde duymak istemediğim var tabi "baba ben birini seviyorum" diyemez dememeli derse yaa yok yok diyemez.Bu insanlar ne kadar laftan anlamaz yaa benim kızım daha büyümedi dedikçe baksana işte konuşmaya başladı yok işte yürümeye başladı diyorlar yok kardeşim benim kızık büyüyemez o daha benim ilk kucağıma aldığımda ki kızım benim bakın gözlerine nasıl bakıyor o zaman nasıl bakıyorsa hala öyle bakıyor bana.Bugün kızımı okula kaydettirdim müdüre aslında küçük ama annesi ısrar etti geç kalıyoruz diye dedim adam haklı kızınızın okula başlama zamanı gelmiş dedi nasıl olur ufacık kız okula başlar diyorum yok diyor doğum tarihini söylüyorum eee tamam işte diyor gene benim dediğim çıkıyor diyor resmini gösteriyorum bana deliymişim gibi bakıyor.Ama neyseki müdür anladı beni adam kız babası anlamadın mı daha dedi de anca adam benim söylediklerimi kabul etti ama kız babası olmamın bunlarla ne alakası var çözemedim saatlerdir.En kısa zamanda bir dr'a gitmeliyim hafızamda birşeyler var çözemedim ben kızımı daha dün 1.sınıfa kaydettirdim bugün üniversiteye kayıt yaptırıyorum bunca yılı hatırlıyorum ama bu kadar çabuk geçemez acilen dr'a gitmeliyim.
O kadar dr'a gittim bişey bulamadılar ama bende bişeyler var geçmişi hem hatırlıyorum hemde kaç yıl öncesi daha dün gibi geliyor.Çevremdekilerin dediğine göre kabullenme problemim varmış bir türlü kızımın büyüdüğünü kabullenemiyormuşum.Şaka maka kızım büyüdü galiba kaç oldu istemeye gelmek için soruyorlar ne zaman uygunsunuz diye ne yapacağım bilemiyorum.Kızım eskiden annesinin makyaj malzemeleri ile oyun olsun diye boyardı yüzünü ama artık kendi malzemeleri var ve yüzünü boyamıyor güzelliğine güzellik katıyor.Bugün baskılara dayanamadım ve kızımı istemek için gelmelerine izin verdim 10 koca gün sonra kızımı istemeye gelecekler.10 gün nede çabuk geçti daha dün gelin dedik neredeyse adamlar şıp diye geldiler.Oğlan ın eli yüzü düzgün ama arada en az 15 yaş fark var gibime geldi yaşını sordum yaşıtız dedi inanmadım tabi kimliğini istedim şaşırdı ama gösterdi topu topu 1 buçuk ay büyük müş kızımdan.Bana kalsa vermeyecektim ama hani modern adamızya bir hata ettik sorduk kıza "seviyorum babacım"dedi kan beynime sıçradı.Ne yapalım söz ağızdan çıktı bir kere verdik kızı ama dur daha sözü var nişanı var bunun belki vazgeçerler.Bilmiyorum nerede hata yaptım belkide çok iyi bir kız yetiştirdim ve benim küçük kızım hiçbir hata yapmadan bu günlere geldi yarın düğünü var.Bugün düğün vardı,benim küçük kızım büyümüş bunu bugün anladım çünkü bana bakarken gözleri "beni bırakma" demiyordu o çocuğa bakarken öyle bakıyordu.Düğün kayıtlarını izledik bugün dünürle izlerken bir şey fark ettim yıllar önce dedem nasıl babama bakıyorsa,kayınbabam bana nasıl bakıyorsa bende damada öyle bakıyorum ve hırsızı buldum.
Hırsız bendim,babamdı,dedemdi,damadımdı.Anladım neden hırsız gibi baktığımı çünkü benden çaldı en değerli varlığımı kızımı tıpkı benim gibi,babam gibi.
İlk yazım tarihi: 27 Şubat 2010 Cumartesi, 21:33
En Zor Ünvan
Kız babası olmak
zordur.En zor ünvandır kız babası olmak.Hani derler ya kızım oldu
kahveye çıkacak yüzüm kalmadı diye oysaki ordaki mevzu diğerlerinin
kendisine acıdığını bilmek hissetmektir.
Kız babası kaybedendir daha o ilk gün kaybedeceğinii bilip ne zaman bunun gerçekleşeceğini öğrenmeyi bekleyecektir.İlk kez kucağına aldığında o minicik pespembe şirin dünyanın en güzel kızı bir gün gidecektir.O kız her geçen gün büyür bir güvercin gibi büyür evine alışır gitmemeyi öğrenir ama gider.O minicik yavru kuş her gün büyür babasının gözlerinin önünde sevinerek üzünerek her büyüdüğü an biraz daha neşeli ama sonu ayrılık olan bu yol da bir adım daha ilerlemektir büyümesi.Önce ilk erkek arkadaşı öğrenilir kızılır olmaz denir çünkü bu büyümek demek bu gitmeye yaklaşmak demek.Baba kızmaz kızına çünkü onu sever sakınır herkesten herşeyden hatta gitmekten ama büyüdüğü her an biraz daha fazla üzülür kahrolur ondan kızar.Gün gelir o kız bir erkekle gelir biz evlenmek istiyoruz diye baba kahrolur.Kızı artık büyümüş gitmek istemektedir bundan sonra ne dese çare değil yok dese kızı üzülecek tamam dese kızı gidecek.Ama sırf kızı mutlu olsun diye tamam dar gideceğini bile bile tamam der.
Ve o gün gelir beyazlar içinde en güzel haliyle hazırlanmıştır kızı ama kalmaya değil gitmeye artık bir başkasının da kızı olmaya.Anne ağlar ama baba ağlamaz sakindir çünkü o içine ağlar kızına üzüntüsünü belli etmez kızını üzmemek için belli etmez.Ve artık yavrum başkasınında kızıdır başkasının da canıdır.
Yazım tarihi: 28 Ocak 2010 Perşembe, 00:57
Kız babası kaybedendir daha o ilk gün kaybedeceğinii bilip ne zaman bunun gerçekleşeceğini öğrenmeyi bekleyecektir.İlk kez kucağına aldığında o minicik pespembe şirin dünyanın en güzel kızı bir gün gidecektir.O kız her geçen gün büyür bir güvercin gibi büyür evine alışır gitmemeyi öğrenir ama gider.O minicik yavru kuş her gün büyür babasının gözlerinin önünde sevinerek üzünerek her büyüdüğü an biraz daha neşeli ama sonu ayrılık olan bu yol da bir adım daha ilerlemektir büyümesi.Önce ilk erkek arkadaşı öğrenilir kızılır olmaz denir çünkü bu büyümek demek bu gitmeye yaklaşmak demek.Baba kızmaz kızına çünkü onu sever sakınır herkesten herşeyden hatta gitmekten ama büyüdüğü her an biraz daha fazla üzülür kahrolur ondan kızar.Gün gelir o kız bir erkekle gelir biz evlenmek istiyoruz diye baba kahrolur.Kızı artık büyümüş gitmek istemektedir bundan sonra ne dese çare değil yok dese kızı üzülecek tamam dese kızı gidecek.Ama sırf kızı mutlu olsun diye tamam dar gideceğini bile bile tamam der.
Ve o gün gelir beyazlar içinde en güzel haliyle hazırlanmıştır kızı ama kalmaya değil gitmeye artık bir başkasının da kızı olmaya.Anne ağlar ama baba ağlamaz sakindir çünkü o içine ağlar kızına üzüntüsünü belli etmez kızını üzmemek için belli etmez.Ve artık yavrum başkasınında kızıdır başkasının da canıdır.
Yazım tarihi: 28 Ocak 2010 Perşembe, 00:57
Kaydol:
Yorumlar (Atom)